GİRİŞ:
Daha önceki III bölümde Yusuf (as)’in, kıskançlık yüzünden, üvey kardeşleri tarafından kuyuya atılması, kuyudan çıkarılması, köle olarak satılması, kölesi olduğu bakanın hanımının ona âşık olması, kadınların ona bakarken ellerini kesmeleri, hapse atılması, kralın rüyasını yorumlaması ve Mısır’da bakan olmasını anlatmaya çalışmıştık.
Yine âyeti kerimelere dayanarak son bölümüyle kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Bir su kabı sebebiyle hırsızlık iddiası çıktı ve kardeşleri döndü, Bünyamin kaldı; zaten Yusuf (as)’dan ayrılmak istemiyordu. Bünyamin kardeşleriyle dönmeyince, babaları endişeli bir şekilde onun nerede olduğunu sordu. Onlar da hırsızlık olayına karıştığını söylediler. Bu doğru değildi. Uzun olduğu için bu bölümü geçiyoruz.1
Ancak babaları “Yakup, onlardan yüz çevirdi; ‘Ah! Yusuf’un üzüntüsü yüreğimi yakıyor!’ diye sızlandı; hüzünden ve kederini içine atması yüzünden gözlerine ak geldi.”2
Oğlu Bünyamin’in Mısır’da tutulduğunu haber alan Yakup (as), Yusuf (as) hakkındaki üzüntüsüne bir de onun üzüntüsü eklenince, gözlerine ak geldi, gözün içindeki siyah beyaza büründü.3
Ömer Nasuhi Bilmen’in yorumuyla: “Yusuf’u için fazlaca ağlar olduğundan dolayı gözlerinin siyahı beyaza dönüşmüş gibi oldu. Sonra Hz. Yusuf’un gömleğini yüzüne sürmesi sebebiyle Cenabı Hak, onun mübarek gözlerini yine pek güzel görür bir hale getirdi.”4
Âyeti kerimelerden5 anlaşılan, üzüntü ve ağlamaktan tamamen veya kısmen bir körlük söz konusudur.6
Çünkü tefsirlerde anlatıldığına göre; “en az 40 sene oğlundan ayrı kaldı ve ondan hiç haber alamadı; bu sebeple üzüntüden çok ağladı ve gözünden çok yaş döküldü. Devamlı üzüntü, devamlı ağlamaya, devamlı ağlama da gözde körlüğe sebep oldu.”7
Nitekim bu sûrenin 93 ve 96. âyeti kerimelerinden gözlerinin önce görmediği, fakat oğlunun gömleğini yüzüne sürünce -eskisi gibi- görmeye başladığı anlaşılmaktadır.8
Müfessirlerin beyanına göre; Resulullah (sa) efendimizden nakledilmiştir ki: Hz. Peygamber, Cebrail’e (as): “Yakup’un Yusuf’a hicranı ne dereceye varmıştı?” diye sormuş, Cebrail (as) da “evladını kaybeden yetmiş ananın toplam hicranına” demiş. “O halde onun sevabı ne kadardır?” deyince, o da “yüz şehit sevabıdır. Çünkü o, Allah’a bir an bile suizanda bulunmadı.” demiştir.9
Burada hüzün ve ağlama konusunda tefsirlerde bilgi verilmektedir. Üzülmek ve ağlamak insan tabiatında vardır. Yeter ki aşırıya kaçılmasın!10 Ayrı bir konu olduğu için geçiyoruz.
Yakup (as) evlatlarını, Yusuf (as) ve kardeşini aramaları için tekrar Mısır’a gönderdi.11
Bunun üzerine -üçüncü defa- (Mısır’a) Yusuf (as)’in yanına girdiklerinde, “Ey güçlü vezir! Bize ve ailemize darlık ve sıkıntı dokundu. Değersiz bir sermaye ile geldik. Hakkımızı tam ölçerek ver, ayrıca bize bağışta bulun. Şüphesiz Allah, sadaka verenleri mükâfatlandırır” dediler.12
Yusuf dedi ki: “Siz, cahilliğiniz yüzünden Yusuf ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?”13
Çünkü kardeşleri onu ölsün diye kuyuya atmışlardı ve Bünyamin’e de devamlı hakaret ve eziyet ediyorlardı.14
“Kardeşleri, ‘Yoksa sen, gerçekten Yusuf musun’ dediler. O da, ‘(evet) ben Yusuf’um, bu da kardeşim. Allah, bize lütfetti, iyilikte bulundu. Çünkü kim kötülükten sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez’ dedi.”15
Burada ibret alınması gereken önemli mesaj şudur:
“KİM KÖTÜLÜKTEN SAKINIR VE SABREDERSE, ŞÜPHESİZ ALLAH İYİLİK YAPANLARIN MÜKÂFATINI ZAYİ ETMEZ.”
“Kardeşleri: ‘Allah’a yemin olsun ki, elbette Allah seni bize üstün kıldı. Gerçekten biz hata işlemişiz.’ dediler.”16
Onlar çok büyük hata yaptıklarını anladılar, pişmanlık duyarak mahcup oldular. Böylece Cebrail (as)’in kuyudaki müjdesi aynen gerçekleşmiş oldu. Zira Cebrail (as), ona şu vahyi getirmişti:
“Andolsun ki sen onların bu işlerini onlar farkına varmadan, kendilerine haber vereceksin, diye vahyettik.”17
Mısırlıların kendisi hakkında söylediklerini Yusuf (as) şöyle anlatıyordu: “Mısırlılar şimdiye kadar bana hep; ‘20 dirheme satılmış bir köleyi, ulaştığı bu mertebeye yükselten Allah’ı tenzih ederiz.’ diyorlar.”18
Yusuf (as) kardeşlerine sabah-akşam ziyafet veriyordu. Onlar ise, daha önce ona yaptıklarını hatırlayarak mahcup oluyorlardı.
Dediler ki, “siz, bizi sabah akşam yemeğe davet ediyorsunuz; fakat biz sana yaptıklarımızdan dolayı senden utanıyoruz.”
Yusuf (as), onlara şöyle dedi:
“Bugün size kınama yoktur. Allah sizi bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir.”19
Af ve merhamet, kin tutmak ve intikam almaktan daha iyidir. O da bunu yaptı ve onları rahatlattı.
c) Gömleği yüzüne sürünce gözleri görmeye başladı.
Tabii ki, kardeşlerine babasının durumunu sordu. Onlar da üzüntüden gözlerinin kör olduğunu söylediler.20 Bunun üzerine;
‘-Bu gömleğimi götürün de babamın yüzüne koyun ki, gözleri açılsın ve bütün çoluk çocuğunuzu, ailenizi bana getirin.’ dedi.21
Yusuf (as) bunu kendiliğinden değil, kendisine gelen vahiy ile söylemiş olmalı. Zira bu bir mucizedir. Çünkü kendiliğinden bunu söyleyemezdi. Onun kalbine bu kesinliği veren, kazandıran kuvvet, vahiyden başka bir sebeple açıklanamaz.22
Alınacak ders; kimseye yanlış ve kötülük yapmamak lazım. Yapanlar olursa, bu kıssada olduğu gibi ilahi adalet, bir gün mutlaka tecelli eder ve hiç belli olmaz bir de bakmışsınız onları kötülük yaptıkları kişiye muhtaç hale getirir. Özellikle kardeş ve yakın akrabadan, komşulara ve uzaklara giderek herkese iyililik yapmak lazım.
Atalarımız ne güzel söylemiş: “İyililik yap, denize at, balık bilmezse, Hâlik (yaratıcı) bilir!” Zaten esas olan da O’nun bilmesidir. O, bir gün mutlaka karşısına çıkarır.
Kervan memleketlerine dönmek üzere Mısır’dan ayrıldığında, babaları Yakup (as) şöyle dedi:
“Bana bunamış demezseniz, elbette ben Yusuf’un kokusunu alıyorum” 24
“Yusuf’un kokusu”ndan maksadın, Cebrail (as)’in cennetten getirip İbrahim’den İshak ve Yakup’a, oradan da Yusuf (as)’a intikal ettirilen cennet kokulu gömlek olduğu ifade edilmektedir. Çünkü rüzgâr cennet kokulu gömleğin kokusunu öyle bir hızla ona ulaştırdı ki, Yakup (as) yeryüzünde cennet kokusu olmadığını bildiği için, o gömleğin üzerinde bulunduğu “Elbette Yusuf’un kokusunu alıyorum.” dedi.25 Hem de ehlince malum olduğu üzere; “İnnî leecidu rîhe yûsuf” dedi. Ki, burada iki tane tekid (kesinlik) vardır.
Burada pek bilinmeyen, fazla üzerinde durulmayan bir konuya da işaret var. O da, koku ve koku alma duyusu. Sıcaklığa bağlı koku değişimleri, havadaki koku moleküllerinin içeriği ve koku alma duyumuzun işleyişi önemli bir konu.
Merhum Hamdi Yazır, bir asır öncesinden bu konuda oldukça geniş malumat vermektedir. Özet olarak bir bölümü şöyle:
“Yakup, bununla hem uzaktaki bir ikbal olayının başlangıcından bir esinti duymuş, hem de birkaç gün sonra kavuşacağı ilerdeki müjdenin büyük sevincine yavaş yavaş hazırlanmış bulunuyordu. Bu nasıl oluyordu? Seksen fersahlık (1 fersah 5 bin metre)26 (Kenan diyarı-Mısır arası, yaklaşık 400 km.) mesafeden bu kokuyu taşıyan araç ne idi? Bunu duyan algılama gücü ne idi, nasıl bir güçtü? Bilinen hava akımlarının buna yetmeyeceği şüphesizdi. Kafilenin Mısır’dan ayrılması anında Yakup’un beri tarafta duyduğu bu kokulu esintinin hızı en azından bir şimşeğin hızına eşit olmalıydı. Oysa bugünkü teknolojide ses nakline kadar uygulamasını duyduğumuz elektrik akımının henüz kokuya uygulanabildiğini bilmiyoruz. Bu vakıanın harikulade bir tervihi (rahatlamak) rabbanî olduğunda şüphe yoktur. Zamanımızda fen felsefesi bu gibi fevkalade hadisatı ruhiyyeyi izah edememekle beraber inkâr dahi etmeyip ‘telepati’ unvanı altında tasnif ve mütealea etmektedir.”27
“Bana bunamış demezseniz” ifadesiyle bunu diyeceklerini sezmişti. Nitekim onlar hemen:
“Allah’a yemin ederiz ki, sen hâlâ eski şaşkınlığındasın” dediler28 ve şaşkınlık içinde inanmadılar.
Bu ifade, bazılarının bu tür gerçeklere inanmayacağı veya bunları hafife alacağına da işaret sayılabilir.
e) İki sevindirici haber:
Ancak kimlerin şaşkın olduğu kısa zamanda belli oldu. Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle:
“Müjdeci gelip gömleği Yakup’un yüzüne koyunca gözleri açıldı ve görmeye başladı.”29
Burada şöyle bir ayrıntı da var. Yakup (as), Yusuf (as)’in gömleğini getiren müjdeciye oğlunun durumunu sordu; o da Mısır’da kralın yanında bakan olduğunu söyledi. Buna çok sevinen baba, bu defa kralın Müslüman olup olmadığını sordu ve müjdeci kralın da Müslüman olduğunu söyleyince, sevinci bir kat daha arttı. Böylece iki oğlunun üzüntüsü, yerini iki sevinçli habere bıraktı. Zaten bu sûrenin 6. âyetinde geçtiği üzere, oraya atıfta bulunarak: “işte şimdi nimet tamam oldu” dedi ve gözleri açıldı.30
Şu âyeti kerime de buna işaret eder:31
“Yakup, ‘Ben size, Allah tarafından, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim demedim mi?’ dedi.”32
Çünkü ona vahiy geliyordu.
Ömer Nasuhi Bilmen’in yorumuyla: “Kalbe ferahlık veren şeyler ruhu kuvvetlendirir, cismani kuvvetlerden zayıflığı giderir, gözleri aydınlatır. Tıbbî kanunlar böyle bir halin doğruluğuna işaret etmektedir. Hz. Yusuf’un gömleği de kalbi pek fazla kederli olan Yakup’un kalbinin ferahlamasına sebep olarak onun sıhhatine, mübarek gözlerinin daha fazla ışıklı olmasına vesile olmuştur.”33
Hamdi Yazır da şöyle özetliyor: “Aşırı üzüntü ve ağlamaktan gözleri kapanan Yakup (as), oğlunun sağ olduğunu yüzüne sürdüğü gömlekle öğrenince çok sevinecek; sevinçle ruhu kuvvet bulacak ve gözü açılacak. Çünkü tıp ilminin prensipleri bunun sağlıklı bir düşünce olduğuna delalet eder. Bu aklen ve tıbben mümkündür, tıbbın kurallarından ve tecrübelerden böyle bir ilham alınabilir.”34
Büyük müfessir Râzî’nin ifadesiyle “tıbbın kanunları da bu manaya delalet eder.”35
Yakup (as)’in gözlerine ak gelmesinin, aşırı üzüntü, stres ve psikolojik sıkıntıdan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Babasının üzüntü, sıkıntı ve sürekli gözyaşı dökmesinden gözlerinin görmediği kendisine bildirilen Yusuf (as)’in, bu sıkıntıyı gidermek üzere gömleğini babasına göndermesiyle oğlunun sağ olduğu haberini alıp gömleğini yüzüne sürmesi ve bunun verdiği psikolojik rahatlık, sevinç ve manevi güç, Yakup (as)’in bedenini ve görme gücünü kuvvetlendirerek, gözlerini görür hale getirdi.36
Yusuf sûresinin 83-96. âyeti kerimeleri, bu hususu açıklamaktadır.37
İşte bazı önemli kaynaklarda bunun da Aşure günü olduğu bildirilmektedir.38
f) Üzüntü ve stresin zararları:
Âyeti kerimelerde; “Hüzni, hüznî” ve “bessî” kelimeleri geçiyor.
1-“Üzüntüden iki gözüne ak geldi ve o üzüntüsünü içine atıyordu.”39
2- “Ben, sabrına güç yettiremediğim40 taşan derdimi, acımı, sıkıntımı ve üzüntümü yalnız Allah’a arz ediyorum, dedi”41 ifadeleri yer alıyor.
“Bess” aslında “yaymak, taşmak, dağıtmak” manasına gelen bir kelime olup “herkesin içine sığdıramayıp âleme yaymaktan kendini alamayacağı zorlu-kötü bir dert ve merak” demektir.42
Şüphesiz ki Yakup (as)’in üzüntü ve ağlamaktan kapanan gözlerinin, cennetten getirildiği belirtilen Yusuf (as)’in gömleğini yüzüne sürmesiyle açılması bir mucizedir. Mucize, insanları âciz bırakan hârikul-âde olay demektir ki, yüce yaratıcının izni ve yardımıyla peygamberlerin gösterdiği olağanüstü/doğaüstü olaylardır.
Fakat bu âyeti kerimelerden üzüntü ve stresin, hastalıklara sebep olduğu anlaşılmaktadır. Bunu yaşarken de müşahede ediyoruz. Çünkü insan, ruh ve cesetten meydana gelen sosyal bir varlıktır.
Araştırmalarda; üzüntü ve stresin nabzı ve solunumu hızlandırma, kalp-damar hastalığı, beyin damarlarında tıkanıklık ve kanama riski ile kan şeker düzeyini, kaslarda kan akımını artırma, metabolizmayı hızlandırma, obezite, depresyon, bağımlılık, terleme, uykusuzluk gibi hastalıklara sebep olabileceği belirtilmektedir.43
Bu konuda bazı araştırmalar44 yapılsa da, yenilerine de ihtiyaç vardır.
g) Af ümidi her zaman vardır.
Oğulları: “Ey babamız! Allah’tan bizim günahlarımızın bağışlanmasını dile. Çünkü biz gerçekten hata ettik.” dediler.45
Yakup: ‘-Rabbimden sizin bağışlanmanızı dileyeceğim. Şüphesiz O, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.’ dedi.46
Alınacak ders:
1- Hata ve unutkanlık insan tabiatında var olan bir özelliktir. İnsanlar hata yapabilir. Ancak ölüm sarhoşluğu gelinceye kadar af ümidi her zaman vardır. Şüphesiz ki kul hakkı ayrı. Zira kul hakkını ancak hak sahibi affedebilir. Yüce yaratıcı, buradaki af yetkisini sadece hak sahibine bırakmıştır.
2- Müslümanların birbirinden dua beklemeleri ve birbirlerine dua etmeleri doğru bir davranıştır. Bu konudaki âyeti kerimelerden bir-iki tanesi de bunlardır. Ayrı bir konu olmakla beraber inkâr edenler olduğu için, bu notu da düşmüş olalım.
h) Ailece Yusuf (as)’in yanına gitmeleri.
Sonra hep beraber Kenan diyarı, Filistin’den Mısır’a Yusuf (as)’in yanına gittiler.
“Yusuf’un huzuruna girdiklerinde; Yusuf anne-babasını kucakladı, bağrına bastı ve ‘Allah’ın iradesi ile güven içinde Mısır’a girin.’ dedi.”47
Kendi annesinin daha önce vefat ettiğini II. bölümde belirtmiştik; burada annesinden maksat, analığı olan teyzesi olabilir.48
“Anne-babasını tahtın üzerine çıkartıp oturttu. Hepsi onun için (ona kavuştukları için) secdeye kapandılar. Yusuf dedi ki: ‘Ey babacığım! İşte bu, daha önce (gördüğüm, bu sûrenin 4. âyeti ile belirtilen) rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Doğrusu Rabbim bana (çok şey) lütfetti. Çünkü beni hapisten çıkardı ve şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, sizi çölden getirdi. Şüphesiz ki Rabbim, dilediğine lütfedicidir. Kuşkusuz O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”49
Böylece gördüğü rüyanın 40 yıl sonra gerçekleştiğini bizzat gördüler.50
i) Züleyha ile evlenmesi.
Burada belki ilginç gelebilecek bir durumu da belirtmekte fayda vardır. Çünkü kaynaklarda geçiyor. Vezir/Kıtfîr vefat edince kral, Yusuf (as)’i vezirin hanımı Râil/Züleyha ile evlendirdi.51
O zaman Yusuf (as) Züleyha’ya:
“Böylesi, senin vaktiyle benden istemiş olduğun şeyden, daha hayırlı değil mi?” dedi.
Züleyha şöyle cevap verdi:
“Ey dost, sen beni kınama! Gördüğün gibi, ben devlet ve dünya nimetleri içinde yaşayan güzel bir kadın idim. Kocam, innîn (kadınla birleşmeye gücü olmayan,52 hadım, enenmiş erkek,53 idi, kadınla teması yoktu. Allah seni de, olduğun gibi, güzel suret ve heyette yaratmıştı, nefsim bana galebe çalmıştı.”54
Güvenilir tefsir ve tarih kitaplarında iki oğulları (Efraîm, Mişâ/Minşâ) olduğu bildirilmektedir.55
Yusuf (as) Mısır’a 17 yaşında gelmiş, 13 yıl kalmış, 30 yaşlarında Maliye Bakanı olmuş;56
Yakup (as), bütün ev halkıyla birlikte, Mısır’a geldikten sonra Yusuf (as)’in yanında 17-24 yıl kalmış,57 147 yaşında vefat etmiş;58 Yusuf (as) ise, babasından sonra 23 yıl daha yaşayıp 120 yaşında vefat etmiştir.59
SONUÇ: Bir imtihan olarak Yakup (as)’la Yusuf (as)’in mucizevî hayat hatıraları; Yusuf (as)’in şehvet ve kadınla imtihanı, saray sefahatlerine iltifat etmemesi, sabrı, metaneti, siyaseti, ailesine, hatta düşmanlarına karşı güzel davranması, ayrı birer ders niteliğindedir.60
IV bölümde anlatılan hayatları, daha ziyade, Yusuf (as)’in 3 gömleği üzerinde odaklanmaktadır.
Birincisi: Kardeşleri tarafından kuyuya atılmadan önce dövülerek üzerinden çıkartılan ve kan lekesi sürülüp sahte belge olarak ileri sürülen gömleği ki, kurdun onu yemediğine delildir.
İkincisi: Kölesi olduğu bakanın hanımının ona âşık olması ve o kaçarken onu arkadan yakalayıp yırttığı gömleği ki, onun lehine ve haklı olduğuna delildir.
Üçüncüsü: Yusuf (as)’in babası Yakup (as)’a gönderdiği, onun üzüntü ve ağlamaktan kör olan gözlerinin açılmasına vesile olan gömleği ki, en önemlisi de bu olsa gerek.
Dolayısıyla alınacak çok ders ve araştırılacak daha çok konu var. Hz. Allah (cc) ibret almayı nasip eylesin. Âmin.